BOWIE’NİN AŞK DEVRİMİ

bowie
David Bowie, androjen karakteri Ziggy Stardust’un devamı niteliğindeki ‘Aladdin Sane’ döneminde. Yıl 1973. Üzerindeki ikonik kostümü, Kansai Yamamoto tasarlamıştı.

TEMPO (Şubat 2016) – Gay, biseksüel, aseksüel, heteroseksüel… David Bowie hem hepsi, hem de hiçbiriydi. 1970’lerden itibaren dünyanın homofobik ayarlarıyla oynayan müzisyen, bir nesil için cinsel yönelim özgürlüğünün yolunu açtı. “Ödülüm” dediği süpermodel Iman ile tanışmak için ise tam 43 yıl beklemesi gerekecekti. 

*

Yıl 1976. Dönemin müzik yazarı, günümüzün Oscar’lı senarist ve yönetmeni Cameron Crowe, Playboy dergisi için David Bowie ile röportaj yapıyor. Bowie, o vakitler hâlâ ilk karısıyla beraber, fakat esas aşkı uyuşturucuyla yaşıyor. Gizlisi saklısı yok; “11 yıldır cennetin kapısını çalıyorum” gibi laflar ediyor, arada tercih ettiği uyuşturucuları sıralıyor. Crowe, fırsatı bulmuşken Bowie’nin cinsel kimliğiyle ilgili bulanık sulara bodoslama dalıyor:

– Sürekli geçiştirdiğin bir soruyla başlayalım: Biseksüel olduğun gerçek mi, numara mı?
– Biseksüel olduğum gerçek. Ama durumu kullandığımı inkâr edemem. Başıma gelen en iyi şey bu galiba.
– Neden öyle?
– Etrafım bana aksini kanıtlamaya çalışan kızlarla dolu. ‘Haydi David, o kadar da kötü değil, sana göstereyim’ diyorlar. ‘Sana gösterelim’ demeleri daha da iyi tabii. Bana sadece aptalı oynamak kalıyor.

Bowie’nin 2016’ya bile bol gelen bu açıklamaları yaptığı 1970’lerde, dünya radikal bir kültürel değişimden geçiyordu. Kadın hakları ve eşcinsel özgürlüğü hareketleri cinsel devrimi körüklüyor; The Beatles naifliği yerini Sex Pistols öfkesine bırakıyor; porno yeraltından çıkıp ana akıma dönüşüyor ve uyuşturucunun altın çağı başlıyordu. Bu hedonizm dalgasının içinden yükselen tanrılardan biri de, David Bowie’ydi.

Embed from Getty Images
Bowie, ‘Ziggy Stardust’ kılığında konsere hazırlanıyor, 1973.

Bowie, 1972 tarihli ‘The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders From Mars’ albümüyle beraber androjen Ziggy Stardust karakterini yaratmış ve sahneye alter egosu olan bu uzaylının kılığında çıkmaya başlamıştı. Narin bedeni, parlak turuncu saçları, gümüş rengi ruju, makyajla yok ettiği kaşları ve gösterişli kostümleriyle glam rock ilahı Ziggy, şok etkisi yaratmıştı. Daha önce kimse ona benzer bir şey görmemişti ama bu cinsiyetsiz karakteri anlamaya çalışmak yerine, “Makyaj yapıyor” ya da “Kadın elbisesi giyiyor” diye sersem çığlıklar atıyorlardı. Özellikle de Amerikalılar… Cahil ve sinir bozucuydular. Bowie, onlara dayanabilmek için ironi ve manipülasyonu seçti.

Takım elbiseyle gittiği bir röportajda kendisine “Bugün niye kadın elbiseleri giymedin?” diye soran Melody Maker muhabirine, “Ah tatlım” diyordu, “Şunu anlamalısın; onlar kadın değil, erkek kıyafeti.” Ya da sinsice bir gülümseme takınıp oltayı atıyordu: “Ben gay’im. Her zaman da öyleydim.”

Henüz Elton John’da bile böyle cümleler kuracak cesaret yokken, Bowie, cinsel kimliğini ifadede zorlanan genç kuşak için taşları döşüyordu. Uzun yıllar sonra, “Ziggy’nin ardındaki ironi, benim gay olmamamdı” diyecekti, “Fiziksel olarak öyleydim ama pek eğlenceli değildi. Ziggy, geçmem gereken bir test gibiydi.”

KARISIYLA AYNI ERKEKLE ÇIKIYORDU

Bowie, cinselliğin arka sokaklarına ergenlik yıllarında girdi. “Henüz 14 yaşındayken seks benim için en önemli şey haline geldi” diyordu, “Kiminle ya da neyle seks yaptığım fark etmezdi.” Sınıfından erkek çocuklarla evine gidiyor ve onlarla beraber oluyordu. “Şöyle düşünüyordum: Eğer hapse atılırsam, orada nasıl mutlu olacağımı biliyorum.” Bir kız meselesi yüzünden sol gözünün üstüne yumruğu yemesi de aynı yaşa denk geliyor. Bu yumruk yüzünden gözbebeklerinden biri tuhaf denecek kadar iri kalacak ve Bowie’nin o yırtıcı yüzünün alameti olacaktı.

Bowie, anne ve babasının yanında, fakat aile sıcaklığı olmayan, soğuk bir evde büyümüştü. Kitaplara tutkusu babasından mirastı. Anne tarafı ise şizofreniyle lanetlenmiş gibiydi. Bir dönem şarkıcının menajerliğini yapan Ken Pitt’e göre Bowie, annesinin onu bir kez bile öpmediğini söylemişti. Çocukluk arkadaşı Dudley Chapman, “Annesi, David’in karnını doyurur, onu giydirir ve bütün o annelik vazifelerini yapardı ama hiç şefkat göstermezdi” diye ekliyor.

Belki de bu yüzden, ilk karısı Angela Barnett (ki o da bir biseksüeldi) oğulları Duncan’ın doğumundan iki hafta sonra bir İngiliz aktrisle İtalya’ya gittiğinde -tek kelime etmese dahi- dehşete düşmüştü. Barnett’a göre bu, ilişkilerinde sonun başlangıcıydı. “Bir oğul kazanmış ama bir koca kaybetmiştim.”

Embed from Getty Images
Bowie ailesi Amsterdam’da, 1974.

Bowie, Kıbrıs doğumlu Amerikalı model Barnett ile 1970’te evlenmişti. “İkimiz de aynı adamla çıkıyorduk. Angela ile öyle tanıştık” diye anlatıyordu, “Sonra evlendik ve o adamla görüşmeye devam ettik.”

Bu, itici gücü seks ve uyuşturucu olan bir ‘açık ilişki’ydi. Birlikteliklerini sürdürüyor, bu sırada başkalarıyla da beraber oluyorlardı. Oturma odalarındaki kürk kaplı çukur yataktan yayılan dedikoduların haddi hesabı yoktu. Bu çalkantılı ilişki hızını yavaşça kaybetti. 1974 itibarıyla nadiren görüşüyorlardı.

Bowie 1976’da uyuşturucu, özellikle kokain bağımlılığıyla mücadele halindeydi. Öyle ki, o yıl çıkardığı ‘Station to Station’ albümünün yaratım sürecini doğru düzgün hatırlamadığını itiraf edecekti sonradan. Temizlenmek için önce İsviçre’ye, sonra da ilginç bir seçimle; Avrupa’nın keş başkenti Berlin’e gitti. Şarkıcı ile o dönemde tanışan prodüktör Brian Eno, Bowie’yi ‘hafif manik-depresif’ diye hatırlıyor.

Bowie ile Barnett’ın çalkantılı evliliği 1980’de resmen sona erdiğinde, Barnett hem işini (çünkü Bowie’nin menajeriydi) hem de oğlunun velayetini kaybetti. Uyuşturucu ve alkol denizine yaptığı derin dalışta iki kez ölümün eşiğinden döndü.

Hıncını yıllar sonra yazdığı ‘Life On The Wild Side With David Bowie’ (1993) kitabıyla almaya çalıştı. Mick Jagger’ın ‘Angie’ parçasını kendisi için yazdığını, Bowie’nin de öfkesinden Bianca Jagger’ı baştan çıkardığını anlatıyordu. Lakin şarkının sözleri büyük ölçüde Keith Richards tarafından yazılmıştı ve parça, bir kadınla değil, eroinle ilgiliydi. Barnett altın vuruşu, eski kocası ile Mick Jagger’ı aynı yatakta çıplak bulduğunu yazarak yaptı. Amacına ulaşmıştı; Amerikan televizyonunda Joan Rivers’ın karşısında dedikodu kazanını kaynatıyordu. Sonradan sözlerini düzeltti: “Ben seviştiklerini söylemedim. Aynı yatakta uyuyorlardı. Muhtemelen sarhoş olup sızmışlardı.” Yetinmedi, birkaç yıl sonra kitabı güncelledi. Günümüzde ne mi yapıyor? Oğlu kendisiyle görüşmüyor ve İngiliz Big Brother’ının ünlüler evinde yarışıyor.

Embed from Getty Images
Bowie, Bianca Jagger ile Paris’te bir parti çıkışında (1977).

“ASLINDA GİZLİ HETEROSEKSÜELDİM”

1980’lere geldiğimizde Bowie’nin cinsel açlığı yatışmıştı. Kendi deyimiyle “önüne gelenle düşüp kalkmıştı.” Medyayı manipüle etmek de eskisi kadar ilgisini çekmiyordu. 1983’te bir U dönüşü yaparak hakkındaki sis bulutunu dağıttı: “Düşünüyorum da ben hep gizli bir heteroseksüeldim! Hiç gerçek bir biseksüel gibi hissetmedim. Esas ilgimi çeken gay’lerin underground  ortamıydı. O alacakaranlık dünyayı, kulüpleri, insanları sevmiştim ve deliler gibi aralarına girmek istiyordum. Biraz çaba gerekiyordu, ben de gereğini yaptım.”

Gerçekten de Bowie, medyanın karşısına hiçbir zaman bir erkek sevgiliyle çıkmadı. Şarkıcının eski basın sorumlusu Cherry Vanilla, Bowie’nin gay olmadığını, sadece insanların buna inanmasını istediğini söylemişti. Biyografi yazarı David Buckley de, Bowie’nin cinsel gel-gitlerini, şarkıcının gerçek biyolojik ve psikolojik yapısından ziyade ahlaki kodlara karşı bir duruşa bağlıyor.

Bütün bu yıllar içinde, Bowie’nin adı Elizabeth Taylor’dan Susan Sarandon’a ünlü kadınlarla anıldı. 1990’lar yaklaşırken Bowie, monogomiyle barış imzalamaya karar verdi. Tek eşliliğin ‘müthiş bir konfor’ olduğunu düşünüyordu ve artık tek istediği hayatını
paylaşacağı biriydi. Bu arayışla balerin Melissa Hurley ile nişanlandı. Ama aralarındaki 20 yaş farkın beladan başka bir şey getirmeyeceğini anlamıştı. Şu ‘bitmeye mahkûm yaşlı erkek, genç kız durumlarından biri’ydi.

Embed from Getty Images
Bowie, 1970’lerde Elizabeth Taylor ile…

VE IMAN…

Hayatının kadını onu çok yakın bir gelecekte, bir akşam yemeği partisinde bekliyordu. 1990 yılında, ortak kuaförleri tarafından tanıştırıldılar. Bowie bir rock ikonu, Iman vahşi güzellikte bir süpermodeldi. Onu gördüğü an çarpıldı Bowie. O gece, müstakbel çocuklarına isim koymaya başladığını itiraf ediyor.

Ertesi gün, ne yapacağını bilemez halde, felaket bir gerginlikle onu dışarıda kendisiyle bir çay içmeye davet etti. Normalde çayı ağzına sürmezdi.

Somali doğumlu Iman, Nairobi Üniversitesi’nde siyaset bilimi okurken efsanevi fotoğrafçı Peter Beard tarafından keşfedilmiş ve kendisini bir anda Time dergisinin sayfalarında bulmuştu. Bowie’nin Berlin’e kapağı attığı 1976’da o ABD’ye henüz gelmiş, Vogue’un kapağında siyah modeller için yeni bir devri başlatıyordu. Sadece güzel değil, son derece zekiydi. Ve gönül işlerinde Bowie kadar kötü şöhretli bir rock starla maceraya atılmaya pek istekli sayılmazdı.

Bowie, Iman’ı ölesiye istiyordu. Iman’ın gözündeki korkutucu imajını, şaşkın âşık halleri ve centilmen İngiliz genleriyle kırdı. “Kapıları açıyor, yanağa kibar öpücükler konduruyorduk” diye anlatıyor o romans dönemini. Büyük jestler yerine, tatlı sürprizler yapıyordu. “İki haftadır çıkıyorduk. Paris’ten Los Angeles’a gelmiştim. Havaalanında kapılar açıldı ve herkesin birinin fotoğrafını çektiğini gördüm. David, elinde çiçekler orada duruyordu. Yanında korumalar yoktu. Birilerinin görmesi umurunda bile değildi.”

Embed from Getty Images
Bowie ve Iman, Paris’te bir partide, 1991.

Bir vakitler aşk için “nefret edilesi bir şey” yorumunu yapan cool adam, Iman’ın kara gözlerinde eriyen bir romantiğe dönüşmüştü. “Bazen günlerce kimseye tek kelime etmezdim. Tamamen yalnız, obsesyonumla başbaşa… Iman ile tanışıp birlikte yaşamaya başladığımızda, konuşmayı ne kadar özlediğimi fark ettim.”

Iman da zaten rock star Bowie’ye değil, o konuşkan ve gerçek adama; David Jones’a âşık olmuştu. Bowie, evlilik teklifini Paris’teki Seine Nehri’nde yaptı. Teklifi yaptığı yüzüğü Iman iki yıl önce Floransa’da görüp beğenmiş, Bowie geri döndüğünde yüzüğü bulamamış, en sonunda satın alan kişiye ulaşmıştı. “Çok tatlıydı” diyordu Iman, “Tabii ki ‘evet’ dedim.”

1992’de Toskana’da evlenen çift, basını evlerinden uzak tutmakta baştan anlaştı. Çoğu Londra ve New York’ta geçen 24 yıllık evlilikleri boyunca bu kararlarına sıkı sıkı uydular. 15 yaşındaki kızları Alexandria, Bowie’nin oğlu Duncan ve Iman’ın kızı Zulekha’nın beraber büyüdüğü evden sır çıkmadı. Iman, 2014’te verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “David, benden daha evcimen. Ben hiç olmazsa arada bir partilere gidiyorum. Ama onun görmediği parti yoktur tabii.”

weding
David Bowie ve Iman’ın basını hayatlarına dahil ettikleri ender anlardan biri. Yıl, 1992. HELLO! dergisi düğün günü çifti fotoğraflıyor.

Neredeyse çeyrek asrı beraber yaşadığı ve tutkuyla sevdiği eşinin ölümü açıklanmadan önce Instagram’da şu cümleyi paylaştı Iman: “Bazen bir anın gerçek değerini, o bir anı oluncaya kadar asla bilmiyorsunuz.” Ardından sessizliğe büründü.

O, Bowie’nin ödülüydü. “Iman ile tanıştığım zaman her şey anlamlı bir sona kavuştu” demişti Bowie, “Ödüllendirilmiş gibiydim. Sanki biri bana, ‘Bugüne kadar iyi bir çocuk oldun. Zorlu kararlar verdin. Ve işte, hayatının kalan kısmını bununla geçireceksin’ der gibiydi… Tanrım!”

Reklamlar