Mehmet Güreli: “Biraz daha tanınsaydım, Beyoğlu’nu elimden alırlardı”

mehmet_gureli_tempodergisi
Mehmet Güreli, dört-beş yıl önce sigarayı bıraktığı için şarkı söylerken sesinin biraz farklı çıktığını söylüyor. Kendisini, emektar gitarı eşliğinde canlı dinleme şansımız oldu. ‘Şans’ kelimesini lafın gelişi kullanmadığımı belirtmem gerek.

(TEMPO Mart 2015) – Yıllar öncesinden gelen enfes parçası ‘Kimse Bilmez’ şu sıralar YouTube’da izlenme rekorları kırarken; yazar, müzisyen, ressam ve yönetmen Mehmet Güreli, popülariteyle ilişkisini başlıktaki gibi özetliyor. Bu ‘görünme çağı’nda tevazuya hiç alışık değiliz. Fakat karşımızdaki gerçek bir entelektüel. Derin cümleler kuruyor, beyninizde birdenbire yeni bir pencere açıyor. Güreli ile yeni kitabı ve albümüne de uzanan yolculuğumuza buyrun.

Yazı: Özlem Numanoğlu / ozlem@doganburda.com
Fotoğraflar: Altan Aykan

Bir Ekşi Sözlük kullanıcısı onun için şöyle demiş: “Kendisini yeni keşfettiğim için kendime çok fena kızdığım adam. Şarkılarını dinledim. Yazılarını okudum. Bu zamana kadar nasıl ben böyle bir insandan habersizmişim çözmeye çalışıyorum.” Bir diğeri YouTube’da, “Yanarım yanarım, Mehmet Güreli’siz geçen yıllara yanarım” diye dert yanıyor. Öteki, “Albümleri eczanelerde sakinleştirici diye satılsa şaşırmam” yazıyor. Ve Mehmet Güreli, yıllar öncesinden gelen düşsel güzellikteki parçası ‘Kimse Bilmez’ aracılığıyla genç kuşak için adeta yeniden doğuyor. Şarkı, ‘Medcezir’ gibi popüler diziler ve son olarak Cem Yılmaz filmi ‘Pek Yakında’da kullanıldıktan sonra, YouTube’daki izlenme oranı 2.3 milyon küsuru buldu. Videonun altı yüzlerce yorumla dolu. Peki, Mehmet Güreli şimdi nerelerde, neler yapıyor ve bu ilgi hakkında neler düşünüyor? Soruların cevabını almak üzere kapısını çaldık.

Güreli’nin Cihangir’deki evinde, Mark Knopfler’ın bariton sesinin doldurduğu minik ve sıcak salonundayız. “Dire Straits sever misiniz?” diye soruyor. Bu aralar ‘Radio City Serenade’ parçasına takılmış, onu anlatıyor. “Her albümde bir-iki şarkı öne geçer. Bu, öbürleri kötüdür anlamına gelmez; sen onunla fazla konuşuyorsun anlamına gelir. Âşık olmak gibi” diyor. Kulaklarımız işittiklerini, gözlerimiz baktıklarını yutuyor bu sırada. fotoğrafçı arkadaşım Altan ile kitap, CD ve DVD tepecikleriyle dolu salonu cennete düşmüş gözlerle inceliyoruz. Bir köşede tamamlanmamış bir resim ile pırıl pırıl bir gitar duruyor. “Beni bunlar hayatta tutuyor” diyor.

mehmet_gureli_tempodergisi2
Mehmet Güreli, Cihangir’deki onbirart’ta sinema, müzik, felsefe ve ebebiyat üzerine atölye çalışmaları yapacak. Güreli, sıkı bir sinema tarihçisi. Katılım için: www.onbirart.com

Bu esnada Galatasaray logolu kahve kupası elinde. Sorar gibi bakınca, “Galatasaray…” diyor aşkla; “Yaşam enerjimin temel unsurlarından biri.” Cihangir sokaklarında futbol oynayarak büyümüş. “Topa vuramayan adamdan entelektüel mi olur?” diyor bıyık altından gülerek.

Tanışalı hepi topu birkaç dakika oldu ve ben şimdiden karşımdaki insanı tek bir yazıya nasıl sığdıracağımı düşünüyorum. Düşünce hızını, anlattıklarını takip etmek bir zevk, aynı zamanda bir mesele. “Benimle konuşmaya gelenler anlatmaya başladığımda ayakkabılarını alıp kaçıyorlar” demiş bir röportajında. İşte orada duralım: Hiç öyle bir niyetimiz yok. Kanepeye gömülüyor ve elleriyle hazırladığı kahvelerimiz eşliğinde saatlerce konuşuyoruz.

mehmet_gureli_tempodergisi3
YENİ ALBÜM GELİYOR!
* Sekiz yıl sonraki ilk Mehmet Güreli albümü bu ay tamamlanıyor. Ada Müzik’ten çıkacak albümde 10-12 parça yer alacak. İsmi henüz belli değil.
* Daha önce hiçbir Mehmet Güreli albümünde yer almayan ‘Kimse Bilmez’ orijinal haliyle yeni albüme dâhil edildi. ‘Sen ve Ben’ ile ‘I Love You’ parçaları da yeni versiyonlarıyla albümde.
* Yeni parçalardan biri Van Gogh ile ilgili. Sözleri, Mehmet Güreli’nin uzun süredir iş birliği yaptığı oyuncu/yazar Görkem Yeltan’a ait. “Görkem benden daha güzel yazıyor” diyor Güreli. Biraz üsteleyince, “Bazı insanlar müzikle sözü beraber çıkarır. Ben genellikle müziği çıkarır, sonra aklıma bir şey gelirse söylerim” diyor.
* Güreli, “Ustam” dediği dayısı şair Salâh Birsel’in ‘Bir Gazel Sevilere’ şiirini de besteledi. Fransızca ve Türkçe bir parça.

ÖMRÜ CİHANGİR’DE GEÇTİ

1949 doğumlu Güreli, Cihangir’de dönemin entelektüel ortamını soluyarak büyümüş. Öyle ki, felsefe eğitimi almak üzere girdiği İstanbul Üniversitesi’ne iki yıl devam edebilmiş; “Zaten bildiklerimi anlatıyorlardı” diyor.

Üniversite defterini kapattıktan sonra, yıllarca Hürriyet gazetesinde sanat üzerine yazıyor, sonrasında Nisan dergisini çıkarıyor. Sanata yoğunlaşması 40’larına doğru… 1985’te, 36 yaşındayken ilk öykü kitabı ‘Sıcak Bir Göz’ü yayımlıyor. Bir yıl sonra kısa filmi ‘Vapurlar’ı çekiyor. Bundan iki yıl sonra da film müziklerinin yer aldığı ilk albümü ‘Vapurlar/Blues’u yayınlıyor. Toplam beş albümü (altıncısı yolda), iki belgeseli, bir kısa, bir uzun metrajlı filmi (‘Gölge’) ve üç kitabı var. 20 yıldır da resim yapıyor. Tuvalleri, puslu birer hayal perdesi gibi… Buraya, ‘İkinci Bahar’, ‘Gönül Yarası’ ve ‘Av Mevsimi’ndeki oyunculuğunu da eklemeliyiz. Bir tür sanat fabrikası Güreli.

‘KİMSE BİLMEZ’İN HİKÂYESİ

‘Kimse Bilmez’in yıllar sonra yakaladığı popülariteyi konuşuyoruz. “100’e yakın parçam var ama bazıları bir tek o şarkıyı yapıp ölüp gittiğimi zannedebilir” diyor gülerek. Gene de ‘Kimse Bilmez’ vesilesiyle diğer parçalarının farkına varılmasından hoşnut: “Bundan gizli bir sevinç duyuyorum, çünkü hep aynı şarkı beni de yordu. Şarkı daha eskimedi ama bir gün eskiyecek.”

Güreli, ‘Kimse Bilmez’i mevcut halini almadan önce senelerce Latin havasında perküsyonla çalmış. 1998 yılında Ada Müzik ‘Kent Ozanları’ albümü için kendisinden bir parça isteyince, bir gece içinde Ömer Hayyam şiirlerinden derleme yapıp şarkının sözlerini ortaya çıkarmış. ‘Kimse bilmez’ kısmı kendi ilavesi, Hayyam’ın şiirlerinde yok.

Stüdyoya girdim. Piyanoda Ayşe Tütüncü vardı. Sözleri müziğin üzerine okudum ve tek seferde bitti. ‘Bir daha söyleyeyim’ deyince kolumdan çekip dışarı çıkardılar beni. Herkesin gözleri dolmuştu. O bir işaretti aslında, çünkü her şarkıda öyle olmaz. Şimdi o işaret çoğaldı ve gidiyor.


“ŞÖVALYELERİ ZAMAN KORUR”

Mehmet Güreli, anlık reaksiyonlarla ilgili değil; zamanın gücüne inanıyor. “Bir şeyi kâğıda yazar ve bırakırsın. O kâğıt bir su birikintisine, oradan mazgala düşer. Sonra nehre, oradan denize ulaşır. Güçlü bir kâğıtsa okyanusa kadar gidebilir. Ama bazı kâğıtlar vardır ki, ilk yağmurda eriyip giderler. Yine de cesur olup o kâğıdı bırakmak gerekir. Bırak gitsin. Sen önüne bak.”

Parlak fakat içi boş balonların ‘sanat’ diye hayatımıza boca edilmesine de aynı perspektiften bakıyor. “Bazıları birilerinin itelemesi sonucu hayata gelirler.  Bazıları da kendi başlarına bırakılır, yardım istemezler. Çünkü şövalye bir tarafları vardır. Öylelerinin koruyucusu zamandır” diyor.

“Popülariteden özellikle mi uzak duruyorsunuz?” diye soruyorum. “Ben kırmızı noktaları olan bir adam değilim. Ama bende öyle her noktadan da yok” diye yanıtlıyor gülerek. “Geri çekilmeyi ve şaşırtmayı severim. Bir yandan da o kadar sokakta bir adamım ki, tanınmamak veya çok az kişinin beni tanıması bir avantaj. Biraz daha tanınsaydım Beyoğlu’nu elimden alırlardı.”

“KAPIMI BİR DİLENCİ ÇALABİLİR AMA BİR PRODÜKTÖR ASLA!”

Kafasında yığınla proje var ama maddi sebeplerle bunları hayata geçirmek bir dert. “Kapımı bir dilenci çalabilir ama bir prodüktör asla!” diyor bir kahkaha patlatıp. “Tesadüfler bir yana, kendimde, bilinmedik bir şeyin kurbanı olmaya ramak kalmış bir adam durumu görüyorum. Müziklerim birden para etmeye başladı. Yıllardır resimlerim sayesinde yaşıyorum. Filmim ‘Gölge’nin DVD’si bile sekiz sene sonra çıktı.”

Güreli’nin hafızası inanılmaz. Konuşmamız boyunca sinema tarihinin sapa yollarına girip çıkıyor, kült eserlerden alıntılar yapıyor, edebiyatçılara ve filozoflara uğruyor. Ondan bir
‘entelektüel’ tarifi almak istiyorum. “Çok kitap okuyan, çok şey bilen insan değildir entelektüel” diyor; “10 dakika beraber olsan bir şeyler alıp gideceğin insandır. Ufkunu açar. Yürüyüşünü değiştirir. Böyleleri azaldı şimdi.”

Söz, şimdiki zaman ‘entel’lerine gelince, eskilerin nezaketini anıyor. “Cemal Süreya ile bir matbaada tanıştık. İkimiz de dergi çıkarıyorduk. ‘Kolay gelsin üstadım, nasılsınız?’ dedim. O da bana, ‘Siz ne yapıyordunuz?’ dedi. Çıktık matbaadan, birlikte yürüdük, sohbet ettik. Eski insanlar böyleydi.” Eskilerden hikâyesi çok. Edip Cansever, Turgut ve Tomris Uyar ile ahbaplıklarından söz ediyor mesela. “Cumartesileri buluşup büyük rakıları devirirdik. Turgut’la saatlerce sinema konuşurduk. Tomris’le de Léo Ferré’yi, Tarkovski’yi…”

BedrufininNefesi_K.indd
Mehmet Güreli’nin yeni kitabının kapağında, kendisinin çizdiği bir suluboya desen var. 20 yıldır resim yapan Güreli, suluboyaya geçmeye yeni yeni cesaret edebildiğini söylüyor.

YENİ KİTAP, YENİ ALBÜM VE YIL BOYU KONSERLER

Sanki o dönemin büyüsünü taşıyan yeni kitabı ‘Bedrufi’nin Nefesi’ne dönüyoruz. Kitap, Güreli’nin Taraf gazetesindeki denemelerinden oluşuyor. Bedrufi, bu denemelerde ara sıra karşımıza çıkan bir filozof. Kimliği ve kökeni meçhul. Güreli’nin tarifiyle “aramakla bulunamayacak filozoflardan”. Yekten soruyorum: “Siz misiniz bu Bedrufi?” “Hayatta bazı şeyler gizemli kalsın” diyor hınzır bir ifadeyle. Bedrufi’nin, Güreli’nin beyin kıvrımlarında doğup büyüdüğünü yazsam yanlış olmaz herhalde.

Kendi yazılarını bazen ilk kez okur gibi hissettiğini söylüyor Güreli. “İnsanın kendisini tanıyamaması da bazen bir ömür sürebilir” diyor Bedrufi’nin ağzıyla. Ben cümlenin güzelliğinden sarhoşken devam ediyor: “Çok güzel bir şeyi hiç tatmadan ölüp gidebiliriz. Buna kendimizi tanıyamamak da dâhil.”

Güreli, gazete yazılarını yeni albüme yoğunlaşmak için bırakmış. Albümün detayları yukarıda, ilaveten Güreli’nin tüm yıl konser vereceğini, İstanbul dışına çıkacağını da ekleyelim. ‘Kimse Bilmez’i sahnede çalmak kısmet olmamış, onu da söyleyecek.

Fotoğraf çekimi sırasında o derin ve telaşsız sesini canlı dinleme şansımız oluyor. Bitince öylece kalakalıyoruz. Altan makinesini bırakıp alkışlamaya başlıyor. Hazırlanın; Güreli boğazımızı düğümlemeye geliyor.

Reklamlar