ALAIN DE BOTTON: “DÜNYA HEP BÖYLEYDİ, DRAMATİZE ETMEYİN”

Alain-de-Botton_tempoTEMPO (Kasım 2014) – Kafa kesen barbarlar, çatışmalar ve ölümle çevrili coğrafyamıza ‘Hayat Okulu’ (The School of Life) ile mutluluk aşılamaya gelen günlük yaşam filozofu Alain de Botton’a, bunca derdin ortasında nasıl iyimser kalabileceğimizi sorduk. “İşe, dünyanın dengesiz bir yer olduğunu kabul etmekle başlayın” diyor. 

Röportaj: Özlem Numanoğlu / ozlem@doganburda.com
Fotoğraf: Altan Aykan

Türkiye’de, eğitimsiz birine hangi okuldan mezun olduğunu sorduğunuzda, size bilge bir tavırla, “Hayat okulundan” cevabını verecektir. Bu kavrama aşinayız. Sizin okulunuz, bize hayatın kendisinden farklı olarak neler öğretecek?
Aynı cevabı İngiltere’de de duyarsınız (gülüyor). ‘The School of Life’ da adını buradan alıyor. Aslına bakarsanız, hayat bize gerçekte çok fazla şey öğretmiyor. Normal ‘hayat okulu’ pek iyi bir okul değil; bazı şeyleri öğretmekte geç kalıyor. Özellikle aşk, iş ve ebeveynlik konularında dersimizi büyük hatalar yaptıktan sonra alıyoruz. Çok ama çok kötü seçimler yapabiliyoruz. Bu ‘Hayat Okulu’ daha iyi seçimler yapmamıza yardımcı olacak.

Nasıl?
Bizler, kafamızın tam olarak nasıl çalıştığını bile bilmiyoruz, yani aslında kendimize yabancıyız. Seçimlerimizin sebeplerini bilmiyor, dürtülerle hareket ediyoruz. The School of Life’ta, ‘dürtülerin genellikle yanlış olduğu’ fikrinden yola çıktık. Dürtüleri çözümlemek gerek. Mesela; âşık olduğun biriyle evlenmen gerektiğini düşünürsün. Peki, tamam. Ama bir an için dur ve düşün: Bu ne demek? Âşık olduğunu nasıl bilebiliyorsun? Bu nasıl bir his? Ve nereden geliyor? Kısacası, herkese çok açık görünen kimi konuları ele alıp, “Hayır, aslında hiç de açık değiller!” diyoruz. Derdimiz, kafa karıştırmak değil, insanların daha iyi seçimler yapmasına yardımcı olmak.

“İNSANLIK TARİHİNİN EN İYİ CEVAPLARINI ÖĞRETECEĞİZ”

Ama hayatta kesin doğrular yok…
Ne yazık ki… İnançlı biriyseniz, ki ben değilim, o zaman sizin için Tanrı vardır. O her şeyi bilir, size rehberlik eder, düşüncelerini yazdığı İncil, Kur’an ya da diğer kutsal metinler ile size yardımcı olabilir. Ama inançlı değilseniz, cevaplar konusunda bir sorununuz var demektir. İnsanlar size cevapların olmadığını ya da bunun çok karmaşık bir konu olduğunu ve üzerine 40 yıl çalışmanız gerektiğini söyleyecektir. Bu doğru değil. İnsanlar çok çok uzun yüzyıllar önce bu konuları düşünmüş ve çok iyi cevaplar bulmuş. Mesela, “Para ne için var?” derseniz, gerçekten çok iyi cevaplar bulabilirsiniz. “Nasıl iyi bir ebeveyn olurum?” diye sorarsanız, yine çok iyi cevaplar alırsınız.

Siz bu cevapları mı öğreteceksiniz?
Evet. İnsanlık tarihinin en iyi cevaplarını bulup, onları çekici ve kullanışlı biçimde sunmaya çalışıyoruz. 50 yıl önce yazılmış bir psikoloji kitabı ile binlerce yıl önce yazılmış bir diğerini harmanlıyoruz.

hayatokulu
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde The School of Life’ın girişi… Fotoğraf: The School of Life

 “NETİCEDE TÜRKİYE DE SAĞ KALIR”

Türkiye, iyimser olmak için pek iyi bir yer sayılmaz. Şu günlerde güney sınırımız ateş üstünde; sürekli çatışma, ölüm ve mülteci görüyoruz. Bunlar yaşanırken, hayata iyimser gözlerle bakmak mümkün mü?
İlk önce, dünyanın istikrarsız bir yer olduğunu kabul etmek gerek. Dünya, hiçbir zaman dengeli bir yer değildi. Şu dönemde her zamankinden çok çığırından çıktığını düşünebilirsiniz, ama aslında hep böyleydi. İnsan hayatı, -bir milyar yıl önce başladığından bu yana- hep tehlikeli bir deneyim olagelmiş. Yolda yürürken bisiklet çarpabilir ve beş saniye içinde ölebiliriz. Ya da mesela şu an tavandaki bir şey kafama düşebilir ve ölebilirim. Bu her daim bir sorundu, şu anı dramatize etmeyin. Medya da hep ‘bugün’le ilgili ve bugünü ‘gelmiş geçmiş en berbat gün’müş gibi gösterme eğiliminde, çünkü haberi böyle satıyor. Dayanmamız, sakin olmamız ve bütün bunları biraz itelememiz gerekiyor.

Peki ama nasıl iteleyebiliriz? Görmezden gelerek mi?
Hayır, tüm bunları bir bağlama oturtarak… Haber ve felsefe arasındaki fark da bu. Felsefe, şu an karşılaştığımız her zorluğun bir geçmişi olduğunu fark etmek demek. Şu an olan bitenler gözümüze çok farklı görünüyor ve “Sınır ateş üstünde” diyebiliyoruz. Peki, ülkelerin sınırları kaç kez bu hale geldi? Defalarca. Türkiye de neticede sağ kalır. Bireyler ölür, ama büyük topluluklar sağ kalır. Bu, binlerce yıl sürebilir. Roma İmparatorluğu çöktüğünde, işlerin tekrar yoluna girmesi belki binlerce yıl almıştı. Sonuçta başardılar. Medya da bu konuda bize hiç yardımcı olmuyor. Paniğe yol açıyor. Ama kaosun ortasında sakin kalmak zorundasınız. Bu, tıpkı sandviç yapmak ya da makale yazmak gibi bir yetenek. The School of Life’taki ders konularından biri de, “Sakin Kalmayı Nasıl Başarırız?” İnsanlar binlerce yıl bu sorunun cevabına kafa yormuş. Stoacılık, Doğu felsefesi ve keşişlerin, bugün bile kullanabileceğimiz çok çok iyi fikirleri var. Güney sınırındaki durum ve diğer zorluklar karşısında da bu fikirler yardımcı olacaktır.

“IŞİD’E KATILANLARIN ÇILDIRMIŞ OLDUKLARINI SÖYLEMEK KOLAYCILIK”

Ortadoğu şu sıralar aşırılıkçıların şiddetine sahne oluyor. IŞİD’e bakınca, bu yüzyılda böylesi bir barbarlığın hâlâ nasıl var olabildiğini sorguluyoruz. Barbarlığın modern çağda bitmiş olması gerekmez miydi?
Eğer imkân varsa, ki savaş zamanları bunun için uygundur, her insan barbar olabilir. Çoğu kişide, korkunç şeyler yapabilme potansiyeli vardır. Soru, insan doğasından ziyade şu: Şu anda insanlar hiç olmadıkları kadar korkunçlar mı? Hayır. İnsanların ne isterlerse onu yapmalarına izin verirseniz, hep aynı korkunç sonuçları alırsınız. Bu aynı zamanda politik bir konu. Barış zamanlarında ülkeler niye barışçıl olur? Çünkü yönetim, gücü tekeline alır. Modern ülkelerde, bireylerin şiddet kullanmasına izin verilmez, bunu sadece hükümet/devlet yapabilir. Bu genelde iyi bir şeydir, çünkü devletler bireylerden daha az şekilde ve daha az sıklıkla şiddete başvurur; Naziler gibi nadir örnekler hariç… Peki Ortadoğu’da ne oldu? Devletler dağıldı ve şiddet kişilerin eline geçti.

ARMY PARADE
KÖTÜNÜN İYİSİ VAR MI? Alain de Botton’a göre, şu an Suriye ve Irak’ta terör estiren IŞİD (sağda) gibi radikal örgütlerin yarattığı anarşidense, Saddam Hüseyin (solda) ya da Beşar Esad gibi diktatörler yeğ tutulmalı.

Ve şiddet arttı mı?
Suriye’yi ele alalım. Hiçbir zaman için sevimli bir yer sayılmazdı. Ama Suriye rejimi, -her şeye rağmen- şimdikinden daha az şiddete başvuruyordu. Bu konuda çok muhafazakârım. Herkesin istediğini yaptığı bir ülkedense, yozlaşmış bir merkezi hükümetin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, bu fikri şiddetle savunan 17’nci yüzyıl İngiliz filozofu Thomas Hobbes’u okuyorum. İngiltere’deki kaotik sivil savaş döneminde yazıyor ve çok uç durumlarda bile merkezi hükümetin yeğ olduğunu savunuyor. Yani Esad, Kaddafi gibi adamları yerlerinde tutmak daha iyidir, çünkü günün sonunda anarşiye kıyasla daha az insan öldürürler. Anarşidense bir tiran her zaman daha tercih edilir bir seçenektir. Tarih bize bunu öğretiyor. Tabii ki Saddam Hüseyin, Kaddafi en iyi seçenekler değil; bunlar kesinlikle korkunç insanlar, suçlu ve sahtekârlar ama onları ikâme etmeden önce çok dikkatli olmalısınız. Özellikle ABD’de hükümetlere ve devletlere bakış açısıyla ilgili bir naiflik olduğunu düşünüyorum. İnsanlar Thomas Hobbes’u okumayı unutuyor. Bunlar kişisel görüşüm, The School of Life’ı bağlamaz.

IŞİD’e Avrupa’dan katılımları nasıl açıklıyorsunuz?
Bunun o kişilerin hatası olduğunu, çıldırmış olduklarını söylemek ya da devletleri suçlamak kolaycılık olur. Bu karışık bir resim, içinde farklı etkenler var. Barış ve özgürlük yanlısı liberal devletler genellikle soğuk ülkelerdir; insanlara sistemlerinin ne kadar iyi olduğunu güçlü şekilde hatırlatmazlar. İngiltere gibi ülkeler, sıkıcı ve uğruna savaşacak bir şeyin olmadığı yerler gibi görünebilir, herhangi bir güçlük ya da kahramanlık vb. yoktur. İnsanlar kahraman olmak isteyebilir, evet bu felaket bir şey ama kafaları karışabilir. Gerçekten çok şok edici, ama hâlâ azınlıklar.

Bugünler akıllara Albert Einstein’ın meşhur sözünü getiriyor: “3’üncü Dünya Savaşı’nın hangi silahla yapılacağını bilmiyorum, ama 4’üncü Dünya Savaşı sopa ve taşlarla yapılacak.” Dünya buraya doğru ilerliyor mu?
Felaket olasılığı her zaman var. İnsan deneyimi, aptallık ve bilgelik arasındaki bitmeyen bir savaş. Aslında hiçbir zaman tam manasıyla güvende değildik. Belki sadece çocuklukta… Bu sebeple, hepimiz dünyanın daha güvenli göründüğü bu döneme korkunç bir özlem duyuyoruz. Ama aslında böyle bir dünya hiçbir zaman var olmadı.

Şiddetin sonunu görebilecek miyiz sizce?
Bence o ihtimal hiç bitmez ama hayal etmek mümkün. Şiddet son yüzyıldır tüm dünyada azalıyor, barbarlık tepkiyle karşılanıyor ve insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar az savaş var. Ama artık teknolojimiz çok güçlü ve bir savaş çıktığında, bu her zamankinden kötü geçiyor. Daha akıllı politikalara ihtiyacımız var.

**THE SCHOOL OF LIFE**

alaindebotton
Fotoğraf: The School of Life

Nedir?
Alain de Botton’un, “Fikirleri ve bilgiyi gündelik hayatta nasıl kullanabiliriz?” sorusundan yola çıkarak kurduğu bir girişim. İlki Londra’da açıldı. Botton, Londra’daki okullarına Türk katılımcıların ilgisini görünce ve Bilgi Üniversitesi’nden teklif gelince, İstanbul’da da bir şube açmaya karar verdi.

Nerede?
İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampüsünde. Nasıl dersler veriliyor? “Aşkı nasıl zinde tutarız?”, “Tek başına nasıl zaman geçirilir?”, “Nasıl daha iyi sohbet ederiz?” gibi pek çok konu başlığı mevcut.

Kimler ders verecek?
Türkiye ve dünyadan yazar, sanatçı ve düşünürler. İlk etapta açıklanan isimler: Mehmet Emin Adanalı, Pelin Batu, Sami Bugay, Ayşem Burhanoğlu, Zeynep Çatay, Itır Erhart, Zeynep Evgin Eryılmaz, Alper Hasanoğlu, M. Serdar Kuzuloğlu, Elvan Omay, Murat Paker, Bülent Somay, Ece Temelkuran, Pelin Turgut, Kerim Urallı, Yankı Yazgan, Serra Yılmaz.

Kimler okuyabilir?
İsteyen herkes. Kadınların ilgisi daha yüksek. Erkekler ise, ‘para’ temalı derslere ilgili. Botton, bu durumu, “Erkekler, duygusal konulardan kaçıyor” diye açıklıyor.

Fiyatlar nasıl?
Üç saatlik müfredat dersleri ve atölye çalışmalarının fiyatı minimum 50 euro.
www.theschooloflife.com/istanbul

Reklamlar