“Beynimizin sadece yüzde 10’unu kullansaydık, bitkisel hayatta olurduk”

Kendimiz söyledik, kendimiz inandık. "Beynimizin yüzde 10'unu kullanıyoruz" miti 'Lucy' ile sürüyor. Dr. Kaşer'e sorduk.

TEMPO (Ağustos 2014) – Süper-zeki olmak, maddeyi kontrol etmek, düşünce okumak, acıyı hissetmemek… Luc Besson’un felsefe soslu aksiyon/bilimkurgusu ‘Lucy’ye göre, beynimizin yüzde 100’ünü kullanırsak bütün bunları yapabiliriz. Bilim adamlarının yaka silktiği “Beynimizin yüzde 10’unu kullanıyoruz” miti üzerinden yürüdüğü için bolca eleştirilen filmi, Dr. Muzaffer Kaşer ile konuştuk. Cambridge Üniversitesi’nde nörobilim alanında doktora yapan Kaşer, “Beynimizin sadece yüzde 10’unu kullanabilseydik, muhtemelen bitkisel hayatta olurduk” diyor ve ekliyor: “Beynimizin tamamını kullanıyoruz.” 

lucy_afisBeynimizin yüzde 10’unu kullandığımız miti, modern tıp tarafından nakavt edileli epey oluyor. Ama hâlâ alıcısı var. Efsane, son olarak Luc Besson imzalı ‘Lucy’ ile karşımızda. Filmin vaadi şu: “Normal bir insan beyninin yüzde 10’unu kullanabilir. O (Lucy), bugün yüzde 100’ünü kullanacak.”

Film boyunca, yüzdelik dilimler halinde, Lucy’nin beyin kapasitesindeki artışı izliyor ve sıradan bir insanın adım adım bir süper-kahramana dönüşümüne tanık oluyoruz. Film, dış basında, “Beynin kapasitesiyle ilgili yapılmış en beyinsizce film” minvalinde taşlamalara maruz kalsa da, Scarlett Johansson, Morgan Freeman gibi yıldız oyuncuları ve yönetmeniyle çokça konuşulmayı başardı ve en önemlisi, unutulmaya yüz tutan ‘yüzde 10’ efsanesini yeniden hortlattı.

Aslında efsaneyi sürdüren sadece Hollywood değil. Örneğin; 2012 yılında İngiltere ve Hollanda’da yapılan bir araştırmaya katılan 242 ilkokul ve ortaokul öğretmeninden yüzde 47’sinin bu mite inandığı ortaya çıktı. Bir yıl sonra, Michael J Fox Parkinson Araştırma Vakfı’nca ABD’de yapılan bir diğer araştırmada ise mite inananların oranı yüzde 65 çıktı.

Bu ölümsüz mitin peşinde, Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümü ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Muzaffer Kaşer’e ulaştık ve gişe rekorları kıran filmden yola çıkarak bir e-posta röportajı gerçekleştirdik.

DR. MUZAFFER KAŞER KİMDİR? Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu. Psikiyatri uzmanlığını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tamamladı. Halen Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümünde nörobilim alanında doktora yapıyor. Aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümü ve tıp fakültesinde konuk öğretim üyesi.

“YÜZDE 10 BİYOLOJİK OLARAK MÜMKÜN DEĞİL”

‘Lucy’de, Morgan Freeman’ın canlandırdığı nörobilimcinin dile getirdiği ‘bilimsel önerme’yle epey dalga geçildi. Buna göre, canlıların büyük kısmı beyinlerinin yüzde 3-5’ini, insanlar yüzde 10’unu, yunuslar ise yüzde 20’sini kullanıyor. Bu teze ne diyorsunuz? Beynimizin gerçekten de yüzde 90’ı karanlıkta mı?
Her şeyden önce bahsi edilen ‘önerme’lerin herhangi bir bilimsel dayanağı yok. Beynimizin sadece bir kısmını kullandığımıza dair ‘inanış’lar demek daha doğru. Ben, ‘yüzde 10 miti’ tanımını tercih ediyorum. Çünkü bu, gerçeklikle bağı olmayan, tekrar tekrar insanların önüne sunulan ve dilden dile yayılan bir efsane. Biyolojik olarak mümkün olmayan bir durumdan söz ediyoruz. Vücut enerjisinin beşte birini kullanan bir organın tam kapasitenin dışında çalışması, biyolojik ve fiziksel gerçeklerle çelişir. Beyin karmaşık bir yapı ve halen bilinmeyen birçok yönü var. Ama bu sadece bir kısmının çalıştığı anlamına gelmiyor.

Peki, ‘yüzde 10’ mitinden niye kurtulamıyoruz?

Bence bunun birkaç nedeni var. İlki, insanın mantıklı açıklamalardan ziyade mitlere daha kolay inanması. Bir nevi “zihin tembelliği” diyelim. “Acaba yüzde 10’u nasıl bulmuşlar?”, “Beynin bu kadarı çalışıyorsa, kalan kısmı neden var olabilmiş?” gibi soruları sormaktansa mitin çekiciliğine sarılmak.

Başka bir yönünün de insanın kendisiyle ilgili algıları olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlu kendisini öyle değerli görüyor ki, yüzyıllarca evrenin merkezinde dünyanın -yani kendisinin- bulunduğunu düşünmüş. Bu değerlilik algısı, insanın kendisiyle ilgili beklentilerini de etkiliyor ve bazen gerçeklik sınırlarını aşacak hale geliyor olabilir. Bir yandan da, zaafları, yetersizlikleri olduğunu içten içe bilen, fakat bunu pek ifade etmeyen bir canlının gerçeklerle hayalleri arasında ilinti kurma çabası belki de. Şöyle bir iç konuşma canlandırın gözünüzde: “Ben, insanoğlu, evren benim etrafımda dönüyor ama yine de her şeye gücüm yetmiyor. Neden olabilir? Herhalde beynimin tamamı çalışmadığı için. Hepsini kullansam neler yapabilirim, neler!”

‘Kişisel gelişim’ diye adlandırılan sektör, bu mitin çekiciliğini ticari çıkarları adına kullanıp mitin yayılmasına katkıda bulunuyor. Pek çoğunun reklamlarının, vaatlerinin alt metninde şu mesaj var: “Siz aslında beyninizi tam olarak kullanamıyorsunuz, gelin ben size bunu öğreteyim. Elbette belli bir ücret karşılığında.” Günümüzün rekabetçi ortamında maalesef bu tür yaklaşımların alıcısı da çok oluyor.


Lucy’nin iki yıldızı: Morgan Freeman ve Scarlett Johansson

Filmde Lucy’nin beyin kapasitesinin artmasıyla fiziken ve zihnen bir tür ‘süper kahraman’a dönüştüğünü görüyoruz. Filmde değilse de, çokça dile getirilen bir başka efsane de “Albert Einstein’ın beyninin yüzde 10’undan fazlasını kullandığı”dır. Sizce neden ‘yüzde 10’ mitinden söz edilirken ‘üstün insan’ vurgusu yapılıyor?            
Anlaşılan, insanların hayallerindeki beyinle ilgili kavramlar filmin temeline oturtulmuş. Afişinde de, “Ortalama bir insan beyninin yüzde 10’unu kullanır” ifadesi var. ‘Beynimizin tümünü kullanmadığımız’ hayali, bir anlamda, ‘ortalama insan’ olmanın sıradanlığından kurtulma arzumuzu ifade ediyor. Beyinden söz ederken mutlaka ‘üstün insan’ sıfatlı birinden bahsetme ihtiyacımız da, kendi hayallerimizle ilişkili olabilir. Einstein’ın beyni, fiziğe getirdiği yeniliklerden daha fazla konuşulmuştur herhalde. Beyin mitleriyle ilgili sık gördüğümüz bir durum da, genellikle sığ, bilimsel gibi görünen bazı bilgilere dayandırılması. Einstein’ın kullanılması bunun tipik bir örneği. “Beyin/zekâ” denilince akla gelen bir isim ve çığır açan bir bilim insanı. Böyle olunca, bahsedilen bilgi bilimselmiş yanılsamasına yol açıyor.

“PARMAK ŞIKLATTIĞIMIZDA DAHİ BEYNİMİZİN BÜYÜK KISMI ÇALIŞIYOR”

Kurgu bir yana, beyin işlevlerini artırmak gerçekten mümkün mü? İlaçlarla veya başka yollarla beynimizi daha iyi çalıştırabilir miyiz?  
Beyin işlevleri değişmez değiller. Son yıllardaki araştırmalar, beynin plastisite özelliğini, yani yoğrulabilir, değişebilir olduğuna dair verileri ortaya koydu. Elbette pazarlama amaçlı beylik sözlerle beyninizin gücünü -öyle bir şey varsa- artırmaktan bahseden mesnetsiz kaynaklardan uzak durmak gerek. Bununla beraber, dikkat, bellek gibi zihinsel işlevleri geliştirme üzerine ciddi bilimsel araştırmalar sürüyor. Buradaki temel amaç, beyin işlevlerinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle hayatı etkilenen hastalara (beyin hasarı, demans, depresyon vs.) yardımcı olmak. Halihazırda dikkat, planlama gibi becerileri artıran ilaçlar var. Henüz hepsi araştırma aşamasında ve doğrudan kimseye önerebilecek durumda değiliz. Yine de, şu anki halleriyle dahi, yüksek dikkat performansı gerektiren durumlarda (Örneğin; nöbet tutan doktorlar, hava trafik kontrolörleri veya sınava girecek öğrenciler) zihinsel becerileri artırmaları konusu giderek daha fazla gündeme geliyor. Kim için, ne amaçla kullanılacaklarına dair etik tartışmalar da artacak gibi görünüyor. Diğer yandan, bu ilaçların internet üzerinden kontrolsüz satışı nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşandığını da biliyoruz. Vaatlere kanmamak, herhangi bir ilaç kullanımı söz konusuysa mutlaka bir hekime danışmak önemli.

Beynimizin yüzde 100’ünü kullanabiliyor olmamız, her durumda onu tam kapasite kullandığımız anlamına mı geliyor? Hangi durumlarda beynimizi tam kapasite kullandığımız ya da hangi faaliyeti yaparken beynimizin ne kadarını kullandığımız biliniyor mu?
Beyin, sürekli çalışıyor. Herhangi bir zihinsel işlem yapmadığımızda dahi beyindeki pek çok alan birbiriyle iletişim halinde. Artık gelişmiş yöntemlerle beynin çalışması sırasındaki değişimleri gözlemleme olanağına sahibiz. Bazen bu araştırmaların sonuçları basına yansırken “Beyinde şunun merkezi bulundu” şeklinde ifadeler görüyoruz. Hâlbuki bulunan, o işlem sırasında görece fazla çalışan bir beyin bölgesi. Kaba bir indirgemecilikle bir işlemi sadece o beyin bölgesine atfetmek, yüzde 10 mitiyle eşdeğer.

Beynimizin sadece yüzde 10’luk bir bölümünü kullanabilseydik, bu bizim için ne anlama gelirdi?
Muhtemelen bitkisel hayatta olurduk. Çünkü sadece nefes alma ve iç organların kontrolü için çalışan beyin kısımları dahi, beyin hacminin yüzde 10’dan fazlasına denk geliyor. Parmak şıklattığımızda dahi beynimizin büyük kısmı çalışıyor.

Dr. Muzaffer Kaşer, Twitter hesabından filmin fragmanını bu notla paylaşmıştı.
Reklamlar