Bulutlardan bakmak

Meke gölü kis
Meke Gölü – Fotoğraf: Turgut Tarhan

TEMPO (Ocak 2014) – Şehrin hay huyu ona göre değil. “İstanbul’da, adım attığım yerin bile talibi var gibi hissediyorum” diyor. Tatile çıkmıyor, zaten yılın önemli kısmında doğada bir başına. Atlas dergisi için çalışan Türkiye’nin sayılı hava fotoğrafçılarından Turgut Tarhan’ın göz alıcı kareleri sayfalarımızda ama anlattıklarını da es geçmeyin.


Fotoğraflar: Turgut Tarhan

Tempo_KapakGeçtiğimiz eylül ayında Tempo’nun kapağına taşıdığımız ‘Son İstanbul’ dosyamızda, objektifin ardındaki isim Turgut Tarhan’dı. Tempo okurları, 3’üncü köprü yolu için tıraşlanan Kuzey Ormanları’nın iç acıtan halini, Çamlıca Tepesi’ndeki dev cami inşaatını ve Marmara’daki deniz dolgularını onun gözleriyle gördü.

Tempo ekibi olarak, bu sayede Türkiye’nin önde gelen manzara ve hava fotoğrafçılarından biriyle tanışmış olduk. Atlas dergisi okurları, fotoğraf ve yazılarına yıllardır aşina tabii ki, biz de onu arşivinden seçtiği hava fotoğrafları eşliğinde Tempo okurlarıyla tanıştırmak istedik.

Kareleri kadar, hikâyesi ve dünyaya bakışını anlatışındaki sadelik de etkileyici.

16’SINDA TÜRKİYE TURUNA ÇIKTI

Turgut Tarhan
“FOTOĞRAFÇI OLMASAM” – Turgut Tarhan, bugüne dek iki yurt içi ve üç uluslararası ödül kazandı. Açtığı üç kişisel sergiden birinin adı ‘Gustav Mahler’. Klasik müzik tutkusu, “Fotoğrafçı
olmasam kompozitör olmak isterdim” diyecek boyutta. İlham kaynağı da müzik.

Fotoğrafçılık kariyerinden önce yolun ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi’nden geçmiş.
Evet, ben alaylı fotoğrafçıyım. ODTÜ Makina Mühendisliği’nde üç yıl okudum, sonra tekrar sınava girip Hacettepe’de Turizm ve Seyahat Acenteciliği bölümünü tamamladım. Okul bitince de Fethiye’de, yamaç paraşütü işi yapan bir şirkette yöneticiliğe başladım.

Hava fotoğrafları çekmeyi aklına düşüren yamaç paraşütü müydü?
Aslında daha ortaokuldayken bile, yere uçaktan bakar gibi bakma alışkanlığı vardı bende; yerdeki otları ağaç, taşları ev olarak düşünürdüm. Yamaç paraşütüyle uçma fırsatı bulunca birkaç fotoğraf çektim tabii, ama sonuçlar pek parlak değildi. Profesyonel hava fotoğrafçılığına Atlas dergisinde, microlight (katlanabilir kanatlı, iki kişilik küçük uçak) ile başladım.

Ne zamandan beri fotoğraf çekiyorsun?
16 yaşımdan beri. İlk fotoğraf makinemi o yaşta aldım ve tek başıma Türkiye turuna çıktım. 12 Eylül sonrası yıllardı. Ailemi ikna etmek güç oldu tabii ama Trakya’dan Hakkâri’ye, her yere gittim.

DÖRT YIL TEDAVİ, BEŞ KEZ AMELİYAT

Pamukkale / Denizli
NEREDEN BAKSAN BÜYÜLEYİCİ – Pamukkale’de microlight ile çekilen bu karede, travertenlerin içlerindeki suyun turkuaz rengini görmek mümkün.

Kariyerinin yönünü değiştirip seni profesyonel fotoğrafçılığa yönlendiren neydi?
Yamaç paraşütüyle sanırım 20’nci solo uçuşumdu; Babadağ’da büyük bir kaza geçirdim. Kullandığım ekipman eskiydi, hava şartları iyi değildi, ben de pek tecrübeli sayılmazdım. Tamamı birleşti ve sonuçta iki ayağım kırıldı. Ölümden döndüm.

Kaç yaşındaydın?
Kaza olduğunda 27 yaşındaydım.

Geride iz bıraktı mı?
Kazadan sonra doğru düzgün yürüyemez hale geldim. Dört yıl tedavi gördüm, beş ameliyat geçirdim. Çok zordu. Çok şükür; bugün yürüyüp koşabiliyor, dağlara çıkabiliyorum, ama zaman zaman kendini hatırlatıyor.

ZZZ_5406_SinopSarıkumOrm
MEVSİM KIŞA DÖNERKEN – Sonbaharın sonlarında Sinop’un Sarıkum Ormanı…

Böylece yüzünü tamamen fotoğrafa çevirdin…
Tedavi sürerken ve sonraki birkaç yılda kendimi bu alanda epey geliştirdim. Sonunda portfolyomu Atlas’a sundum ve kabul edildim. 2000 yılından bu yana dergideyim.

“Fotoğraf beni hayata bağladı” diyorsun.
Hiçbir zaman çok mutlu, neşeli bir insan değildim. Kendimi bildim bileli, “Neden buradayım?”, “Hayatın amacı nedir?” diye sorgularım. Yıllarca bu soruların cevabını bulamamanın rahatsızlığını çektim. Çıkış yolum fotoğraftı. “Herhalde dünyaya bunun için geldim” diye düşündüm.

HERKESİN İMRENDİĞİ İŞ

Yalnız çalışmayı seviyorsun.
Benim için fotoğraf çekmek bir çeşit ibadet. Yanımda biri varsa o ruh halini yakalayamıyorum.

Yılın ne kadarını seyahatte geçiriyorsun?
Aşağı yukarı üçte biri sanırım.

Denizli Gölet
CANLI FİZİKİ HARİTA – Turgut Tarhan’ın ilk profesyonel hava fotoğraflarından biri. Denizli’deki gölet ve etrafındaki yüzey şekilleri, dijital kamera ile çekilmiş.

Pek çok kişi işine imrenerek bakıyor olmalı?
Yaptığım iş, sanılanın aksine stresli. Fiziksel ve psikolojik olarak iyi hissetmediğim bir dönemde olabilirim; yine de uygun mevsimde, uygun coğrafyada bulunmam, zaman zaman kötü koşullarda yatıp kalkmam, bütçeyi aşmamam ve ne olursa olsun görüntülediğim konuya yeni bir bakış açısı getirmem gerekiyor.

Bu işin de mesleki deformasyonu var mı?
Doğa, benim için kolay ulaşılabilir bir şey; bu yüzden standardım biraz yükseldi. İnsanların çok beğendiği yerler bana sıradan gelebiliyor. Ama gerçekten ‘muhteşem’ bir doğa söz konusu ise, heyecan duyarım.

Tatil sana ne ifade ediyor?
Vakit kaybı. Tatile çıkmıyorum; denize girmeyeli üç sene olmuştur. Sadece bazen hiçbir şey yapmamayı, plan yapmamayı ya da canım ne isterse sadece onu yapmayı özlüyorum. Tatilleri de bu mantıkla geçiriyorum.

Tuz Gölü
SONSUZ TUZ GÖLÜ – Manzara muazzam, ama ardındaki çekim olaylı. Microlight ile gölün ortasına inmek zorunda kalmışlar, çünkü gösterge arızası nedeniyle benzinin bittiğini fark edememişler. Tarhan, en yakın benzin istasyonuna yürümek zorunda kalmış.

BUZULDA KORKU FİLMİ GİBİ GECE

Sürekli ıssız doğanın içindesin. Kalabalıkla aran nasıl?
Kalabalıktan hiç hoşlanmıyorum. Doğa fotoğrafçılığına yönelmemde bunun da payı var. İstanbul’da, adım atmak istediğim yerin bile talibi var gibi hissediyorum. Sürekli rekabet ve telaş… Bahçeköy’de oturarak İstanbul’u kendimce yaşanabilir hale getiriyorum. Şehrin çılgın temposu bana göre değil. Benim çılgınlığım başka.

O nasıl bir ‘çılgınlık’?
Doğada yapılan çılgınlık. Son olarak Erciyes buzulunda…

Anlatsana…
Ekim ayının ilk günleriydi. Üzerine yeni kar düşmeden önce Erciyes buzulunun kendi rengini görüntülemek üzere yola çıktım. Hava durumu kar yağışı gösteriyordu, yani buzula çıkmak riskliydi, ama elimdeki tek fırsat da buydu. Riski göze aldım, tırmanışa başladım. Daha çıkış yolunda bile zirveden koca koca taşlar yuvarlanıyordu. Güneş dağa vuruyor, buzullar eriyince de taşlar serbest kalıp zıplaya zıplaya düşüyordu. Futbol topu büyüklüğünde bir tanesi yanımdan ıslık çalıp geçti. Bir-iki adım geri atıp kurtuldum. Tabii bu sırada istediğim kareyi çektim! Sonra, taşlardan korunmak için büyük bir kayanın arkasında gecelemeye karar verdim. Bu kez önce sis, üstüne tipi bastırdı. Karanlık, dağdayım, yalnızım, sadece bastığım yeri görebiliyorum ve oradan inmem gerekiyor. Bu da bir çılgınlık.

SÖKE’DE DOMATES TARLASI – Her iki yan domates tarlası, ortada toplama alanı, kasalar, insanlar, traktörler…

Konu insan değil doğa olunca konfor azalıyor, risk artıyor tabii.
Fotoğrafçı Mehmet Turgut ile Ankara’dan tanışıyoruz. Bana hep, “Ben ne şartlarda çekim yapıyorum, sen kim bilir hangi dağda keçi kovalıyorsun” diye takılırdı.

RÜZGAR ŞELALE GİBİ AKIP SÜRÜKLER

Benzer tehlikeleri havada da yaşadın mı?
Havanın şakası yoktur. Mesela; ‘bastırıcı hava akımı’ diye bir şey var; rüzgâr tıpkı şelale gibi düşey olarak dağlardan, tepelerden aşağı akar. Bir hava aracının motor gücü bile o akıma direnemeyip aşağı sürüklenebilir. Fethiye Ovası üzerinde microlight ile böyle bir akıma yakalandık. 300 metre yukarıdaki Ovacık’a iniş yapmak istiyoruz, ama o irtifaya bile çıkamıyoruz. Akımın etrafından dolaşıp, güç bela yükseldik ve tehlikeyi atlattık. Bir de motorsuz hava araçlarını düşünün; ağaçtan düşen yaprak gibi o yana, bu yana savrulabilirler.

B. Menderes deltası
LAGÜNÜN DENİZE KAVUŞTUĞU YER – Büyük Menderes Deltası’na karadan ulaşım yok. Yaz mevsiminde çekilen bu karede lagün, delta ve Ege Denizi net biçimde görülüyor.

Hava fotoğrafçılığı epey masraflı, değil mi?
Çocukluğumuzda uçağa binmek büyük olaydı; ‘zengin işi’ diye bakılırdı. Yolcu taşımacılığında şartlar değişti ama Türkiye’de hobi amaçlı havacılık hâlâ yaygın değil, hâlâ masraflı.

TTT_5885_KızılırmakDelta
KIZILIRMAK DELTASI – Martılarla uçuş şiirsel görünüyor. Onları korkutmamak adına epey yüksekten geçmişler.

En iyi sonuçları hangi hava aracında alıyorsun?
Helikopter. Ama en pahalısı da o. İstediğin yerde durur, istediğin irtifaya iner/çıkar. Microlight’ın görüş açısı çok iyidir; sağa, sola, öne, arkaya hâkim olursun. Paramotorla ise (motorlu yamaç paraşütü) zor şartlarda küçücük bir alana iniş yapabilirsin ama o da hava koşullarından çok etkilenir. Pervaneli, tek motorlu ve kapısı açık çekim yapılabilen Cessna, Piper gibi küçük uçaklar da ideal, fakat Türkiye’de sınırlı sayıda var.

Herkes hava fotoğrafı çekebilir mi?
El, zihin ve göz alışkanlığı istiyor. Mesela; helikopterde kapı açık çekim yapılabilir; ama fotoğrafçının buna alışık olması, korkmaması, konforlu hissetmesi gerekir. Baş dönmesi, olumsuz hava şartları, oturma pozisyonu gibi olası rahatsızlıkları aşmış olmalıdır ki, konusuna odaklanabilsin. Neyin iyi fotoğraf vereceğini tahmin edip, kısa sürede kadraj yapıp, deklanşöre basmak gerekir, çünkü gördüklerimiz çok hızlı değişebiliyor. Sıklıkla düşülen bir hata, ufuk çizgisini paralel değil, çarpık çekmektir. Makineyi yere çevirseniz dahi devamında ufuk çizgisi varmış gibi düşünmek gerekir. Yoksa perspektifi bozuk kareler ortaya çıkabilir.

Meke gölü microlight uçus
BUZ KESMİŞ HALDE ÇEKİM – Bu kare, Konya’daki Meke Gölü’nde çekildi. Microlight ile yapılan uçuşta, hava sıcaklığı eski 30 dereceye kadar düşmüş.

Çekemediğin için içinde ukde kalan yer var mı?
Belgrad Ormanları’nı sonbaharda havadan çekmeyi çok istiyorum. Dünya ölçeğinde hayallerin sonu yok tabii ama İzlanda ve Afrika’nın bazı bölgeleri olabilir.

NOT: Daha fazlası, Turgut Tarhan web sitesinde: www.turguttarhan.com

Reklamlar