Pinhâni ile ‘Canlı Yayın’da

pinhani
Fotoğraf: Altan AYKAN

TEMPO (Mayıs 2013) – Pinhâni’yi ilk kez canlı dinleyeceğim. Bu yüzden, ‘Canlı Yayın’ın Beyoğlu Ghetto’daki lansman konseri öncesi, memleketin en şahsına münhasır gruplarından birini izleyeceğimden habersizim.

İlk izlenim; grup üyeleri üzerine… Hepsi de alabildiğine doğal ve mütevazı. Konser öncesi kimselere görünmemek ya da sahneye gösterişli bir giriş yapmak pek de umurlarında değil. Çıkıp, herkesin ezbere bildiği şarkılarını seslendiriyor, doğaçlama yapıyor, gitar solosundan oyun havasına geçiyor, seyirciyle göbek atıyor, Pinhâni paraları saçıyor ve küt diye tempo düşürüp, melankolik bir şarkı tutturuyorlar.

Kendini kasmak ya da ‘cool’ pozlar takınmak, onlara göre değil.

“BABAM, ‘SENDEN MÜZİSYEN OLMAZ’ DEMİŞTİ”

Konserin ertesi günü, Pinhâni üyeleri ile Dokuz Sekiz Müzik’in Beşiktaş’taki ofisinde yaptığımız söyleşide, önce bu tavrı soruyorum: ‘Tevazu’, özel ihtimam gösterdikleri bir konu mu?

Grubun vokal, gitar ve saksafondan sorumlu üyesi Sinan Kaynakcı, “İnsanlar, müzisyenlerin farklı olmaları gerektiğini düşünüyor” diye başlıyor söze: “Babam bile, -müzik sektörünün içinde olduğu haldebana vaktinde, ‘Senden müzisyen olmaz, çünkü manyak değilsin’ demişti. Bu ‘manyaklık’ durumu, üretkenliğin koşulu gibi görülüyor. Tabii ki öyle değil. Müzisyenler, özgüvenleri yüksek kişiler olduğu için, sıra dışı yönlerini açığa vurabiliyor ve bu nedenle farklı görünüyorlar. Biz, bu dışavurumun çok gerekli olduğunu düşünmüyoruz.”

Grubun ‘sessiz’ güçlerinden Hami Ünlü (davul) devam ediyor: “Manowar’ı (Amerikan heavy metal grubu) düşünün; grup üyeleri gündelik hayatlarında, muhallebi çocuğu gibi takılmıyorlardır herhalde. Bu, müziklerine ve sahneye yansıyor doğal olarak. Bizim normal bir yaşantımız varken, gösterişli bir sahnede, farklı bir karaktere bürünüp çalmamız samimiyetsiz olur.”

Bu doğallığı yadırgayanlar da yok değil. Grubun tecrübeli ismi, aynı zamanda ağabeyi Akın Eldes (gitar), “’Adama bak, soundcheck’e geldiği kıyafetle konsere çıktı’ diyen de oluyor” diyor. Selim Aydın (bas gitar), pası alıp mevzuya noktayı koyuyor: “Ortada bir yanlış anlaşılma var: Biz, günlük kıyafetlerimizle sahneye çıkmıyoruz, sahne kıyafetini günlük yaşamda giyiyoruz…”

Vaktinde Barış Manço’nun, “Saçlarınız neden uzun?” sorusuna verdiği, “Benim saçlarım uzun değil, herkesinki kısa” cevabını hatırlamamak ne mümkün?

pinhani_canlı_yayın
Grup, albümü bu konser sırasında kaydetti.

“YAŞAMA SEVİNCİMİ KAYBETTİM”

Ve gelelim, Pinhâni’nin eski zamanlara öykünen dördüncü albümü ‘Canlı Yayın’a…
1980’lerin konser kayıtlarının ruhunu taşıması için özel çaba sarf edilen ve tamamen
akustik enstrümanlar kullanılan albüm, stüdyoda değil, Selim Aydın’ın yaşadığı apartman dairesinde kaydedilmiş. Albümde, eski ve yeni Pinhâni şarkılarının yanı sıra Neşet Ertaş, Bulutsuzluk Özlemi ve Kargo’nun yeniden yorumları da mevcut.

‘Canlı Yayın’, Pinhâni’nin yedi yıllık tarihine, “En naif ve en yorucu albüm” olarak geçmiş. Sinan Kaynakcı, bu tükenmişlik halini grubun internet sitesinde şöyle tarif etmiş: “‘Canlı Yayın’ neredeyse hazır. Her albümden sonra olduğu gibi yaşama sevincimi kaybettim.” O psikolojiden çıkıp çıkmadığını sorunca, Hami Ünlü espriyi patlatıyor: “Evlerimizin salonunda tavandan ip asılı. Durumumuz bu.”

Sinan Kaynakcı, devam ediyor: “O psikolojiden tam çıkamadım. Albüm çıkarmak, bir süreliğine başka göreve atanmak gibi bir şey. İşin içine; kapak, kayıt, miks, röportaj, çekim ve basın bülteni giriyor. Bütünlüğü korumak için sosyal medya hesaplarımızı yönetmek dâhil, hemen her şeyi biz yapıyoruz. ‘Canlı Yayın’, ekstra efor harcadığımız bir albüm oldu. Bu yüzden biraz hayata küstük. Konser verdikçe geçer.”

Canlı-Yayınkapak
‘Canlı Yayın’ albüm kapağı

‘Canlı Yayın’ ev ortamında kaydedilmesine rağmen, grup albümün müzikalitesinden son derece memnun. Peki ya, komşular ne vaziyette? Cevap, ev sahibi Selim Aydın’dan: “Beklediğimden çok daha anlayışlı çıktılar. Ya da çok daha sağır…”

Öyle böyle değil; grup yaklaşık bir ay boyunca tüm provaları evde yapmış. Komşuların çalışma saatlerine denk getirilen provalar, genel olarak, bir sorun yaratmamış. Bütün bu çaba, kötü konser kayıtlarına karşı da bir alternatif de yaratmış. Grubun şen şakrak üyesi Zeynep Eylül Üçer (klavye), “Video paylaşım sitelerinde cep telefonlarıyla çekilmiş, ses kalitesi düşük konser kayıtlarımız yayınlanıyor. Albüm, biraz önüne geçebilir” diyor.

pinhani_lakap
Gruba ismini veren ‘Pinhâni’nin fotoğrafları, albüm kartonetinde. Sinan Kaynakcı ve Zeynep Eylül Üçer’in dedelerinin kullandığı mahlas. Farsça, ‘gizli’ anlamına geliyor ve ‘a’ harfi uzatılarak okunuyor.

Albümün, Pinhâni’nin kemik dinleyici kitlesi için sürprizlerinden biri, sözü ve müziği Sinan Kaynakcı’ya ait Karadeniz türküsü ‘Sevduğum Yanımda Uyusun’. Kaynakcı’nın, Ayşenur Kolivar ile birlikte söylediği kıpır kıpır türküdeki şivesi dikkatten kaçacak gibi değil. “Çalıştınız mı?” diyorum, cevap Karadeniz şivesiyle geliyor: “E çalıştım daa, belli değil mi? Çalışmadan ne olur?”

Pinhâni turneleri sırasında, Karadenizlilerin insanı ters köşeye yatıran zekâsından etkilenmiş: “Kontrpiye lafları var. ‘Çayı beğendin mi?’ diye soruyor mesela. Çay kapkara, ayıp olmasın diye ‘Güzel’ diyorsun. ‘Bayat çay iyi olur tabii’ diyor.

‘ERGEN GRUBU’ ALGISI ÜZERİNE

Pinhâni, ismini kitlelere duyurmasını büyük ölçüde ‘Kavak Yelleri’ dizisine borçlu. ‘Beni Al’, ‘Hele Bi’ Gel’ gibi parçalar, grubu özellikle ergenlik çağındaki gençler arasında fenomene dönüştürdü. Bu ‘ergen grubu’ algısı, Pinhâni’nin kimi eski dinleyicilerini küstürdüğü gibi, potansiyel dinleyici kitlesini de sınırlandırdı. Sinan Kaynakcı, bu önyargıyı kabul ediyor ve “Aslında ergenlerin en az talep göstereceği tipleriz, ama dizi sayesinde müziğimize herkesten çabuk onlar ulaştı. Esas sorun, müziğimizi ergenlerin dinlemesi değil; ergenler dinliyor diye, bizi dinlemeyenler” diyor. Selim Aydın, daha net: “Bu algı beni hiç rahatsız etmiyor. Ergen grubu da olabiliriz. Ergenler, dünyanın her yerinde önemli bir müzik dinleyicisi.”
Peki, müziklerini yine bir diziye verirler mi? “Neden olmasın?” diyorlar.

Bu ‘ergen’ muhabbetinden yola çıkarak, sözü bir ara Türkiye’deki müzik ortamına
ve Serdar Ortaç’ın kendisini “Okyanus” olarak tanımladığı açıklamaya getiriyorum.
Selim Aydın cevabı yapıştırıyor: “Bu açıklamayı neye istinaden yapmış bilmiyorum, ama sanırım biz okyanus değil, bir leğen suyuz.” Sinan Kaynakcı yetişiyor: “Her birimiz bir bardak su olsak, düşünün işte…”

pinhani_tarz

SON BİR NOT:
http://www.pinhani.com
http://www.facebook.com/Pinhani
http://www.twitter.com/pinhanitakip hesaplarını bizzat grup üyeleri yönetiyor. Twitter’da, kendileri hakkındaki olumsuz tweet’leri de retweet etmekten kaçınmıyorlar.

 

Reklamlar
Şununla etiketlendi: