Diğerleri bir yana, ‘Bron/Broen’ bir yana

bron-broen
Bron/Broen’in iki kahramanı: İsveçli Saga Norén (Sofia Helin) ve Danimarkalı Martin Rohde (Kim Bodnia)

En sevdiğim Amerikan polisiyelerinden biri, yedinci sezonuyla final yapan ‘The Closer’. Zehir dedektif Brenda Leigh Johnson’ın saat gibi işleyen zihnini, tuzaklı sorularını severim. Ama Brenda pek ‘gerçeklik’ hissi vermez; kuaför eli değmiş saçları, dudağından silinmeyen ruju, üzerinde koşturup durduğu topukluları ve renk renk etekleriyle bir ‘şablon’ olduğunu sürekli hatırlatır. CSI’lar ise fazla şipşakçıdır, o hız da beni bozar. Galiba bu yüzden, İskandinav polisiyesi ‘Bron/Broen’, sadece zekâsı değil, tevazusuyla da kalbimi fethetti.

‘Bron/Broen’, İskandinav polisiyelerinin ‘Forbrydelsen’ (The Killing) ile birlikte en baba temsilcilerinden biri. 2011, İsveç-Danimarka ortak yapımı. İsmi, her iki dilde de ‘Köprü’ anlamına geliyor.

Az bulunur bir dizi karakteri:  Saga Norén

‘Bron/Broen’in kahramanları, iki cevval dedektif: İşkolik bekâr Saga Norén ve aile babası Martin Rohde. Saga; detaycılığı, titizliği ve çalışkanlığına karşın çoğu zaman sıfır noktasında seyreden duygusal zekâsıyla eşine az rastlanır bir karakter. (Dizide ‘resmen’ ilan edilmese de, Saga’nın Asperger sendromundan muzdarip olduğu yaygın bir görüş.) Brenda gibi değil; saçında fön, yüzünde makyaj yok. Serinin başından sonuna dek üzerinde aynı deri pantolon, aynı hırka, botlar ve kaban var. Saga’dan buram buram yayılan sıradışılığı, Danimarkalı ortağı Martin ve dizinin diğer baş/yan karakterleri dengeliyor.

CSI’lar fast-food ise…

10 bölümlük seri, iki ülkeyi birbirine bağlayan Öresund (Øresund) Köprüsü’nün sınır çizgisinde bir kadın cesedi bulunmasıyla başlıyor ve kahramanlarımız sezon boyunca bu gittikçe karmaşıklaşan olayı aydınlatmaya çalışıyor. İzleyici de, her delilin peşinde, onlarla birlikte katili arıyor ve bulmacayı çözmeye çalışıyor. İşte bu yüzden, “Teşbihte hata olmaz” prensibine sığınarak; CSI’lar fast-food ise, ‘Bron/Broen’ mükellef bir sofradır, diyorum!

bridge

Karanlık atmosfer

Saga ve Martin, her gün yeni bir gizem yaratan katilin peşinde koşarken, fonda Kopenhag’dan ve Malmö’den grinin elli bin tonunda görüntüler akıp gidiyor. En etkileyici olan ise, 16 kilometre uzunluğundaki Öresund Köprüsü. Sisler arasındaki köprü, ne zaman kadraja girse, kasveti artırıyor da artırıyor.

Bir not da; açılış ve kapanışta duyulan nefis soundtrack’e dair… Danimarkalı şarkıcı ve gitarist Jannis Noya Makrigiannis’in solo projesi ‘Choir of Young Believers’ın ‘Hollow Talk’u, dinlemekle bıkılacak gibi değil.


Sonuç: Sağlam ve sürprizli bir hikâye, düşmeyen tempo, matruşka gibi iç içe geçmiş olay örgüsü ve unutulmaz bir dizi karakteri… Methiyeme burada son verirken, dizinin yaratıcıları Hans Rosenfeldt ve Björn Stein’a saygılarımı sunuyor, ABD ile Fransa-İngiltere’nin yeniden çevrimlerine gözlerimi kapıyor ve 2013’ün sonunda yayınlanması muhtemel yeni seriyi bekliyorum. ‘Game of Thrones’dan bile büyük bir merakla hem de…

Reklamlar