Gardırobunuzda psikolog var

Dr. Jennifer Baumgartner

TEMPO (2012) – Amerikalı klinik psikolog Dr. Jennifer Baumgartner’ın, “Aşırı dekolte giyenler güç peşinde” sözleri yankı uyandırdı. Oysa bu, sadece varsayımlarından biriydi. Çünkü o, ‘ne’ giydiğimizle değil, ‘niye’ giydiğimizle ilgileniyor. Dr. Baumgartner TEMPO’ya konuştu ve giyim-kuşam konusunda akılcı tüyolar verdi.

Yeryüzünde milyonlarca kadın, her sabah şu soruyla uyanıyor: “Bugün ne giyeceğim?” Karar verilince, silsile halinde diğer sorular geliyor: “Bu kıyafet gideceğim ortama uyar mı?”, “Fazla mı resmi?”, “Fazla mı dekolte?”, “Fazla mı dar?”, “Fazla mı bol?” Bu rutin bombardımanla mücadele ederken, her bir sorunun, aslında ‘başkasının beğenisi’ne hizmet ettiğini fark etmiyoruz bile.

‘You Are What You Wear: What Your Clothes Reveal About You’ (Ne Giyiyorsanız O’sunuz: Kıyafetlerinizin Sizinle İlgili Ortaya Çıkardıkları) adlı stil rehberinin yazarı Dr. Jennifer Baumgartner, bu noktada devreye girerek, kendimize sormamız gereken iki gerçek soruyu hatırlatıyor:

1. Bu kıyafeti seviyor muyum?
2. Üzerime giydiğimde kendimi iyi hissediyor muyum?

‘You Are What You Wear: What Your Clothes Reveal About You’

“KÜRDAN GİBİ KADINLARIN GEZEGENİ”

Dr. Baumgartner’ın diğer stil rehberlerinden ayrışan kitabı hakkında, amazon.com’da yapılan bir okur yorumunu aktarmanın sırası:

“Stil rehberlerini almıyorum; çünkü sınırlı bütçesi olan meşgul bir anneyim ve televizyonda gördüğüm Prada’lara bürünmüş, zayıf, kürdan gibi kadınlardan farklı bir gezegende yaşadığımı hissediyorum. Dr. Baumgartner ise bir psikolog ve kitabında, kıyafetler ve alışveriş davranışlarının tıpkı diğer davranışlarımız gibi değerlendirilebileceğini söylüyor. Giysilerimiz, içimizde olup bitenler hakkında çok şey anlatıyor. Bu kitap, kıyafetlerden çok, ‘dönüşümümüz’ ile ilgili.”

Peki, televizyon, sinema, moda, yazılı medya, sürekli ‘daha güzel’, ‘daha trendy’, ‘daha daha daha…’ olmamız gerektiğini söyleyen uyaranlarla doluyken, nasıl kendimiz olacağız? Dr. Baumgartner, kadınların kafasını karıştıran soruları TEMPO için cevapladı.

“DUYGULARINIZ GARDIROBUNUZDA YATIYOR”

Bir psikolog olarak, neden giyim konusuyla ilgileniyorsunuz?
Uyuma, yemek yeme, iletişim kurma gibi davranış biçimlerinin içsel motivasyonunu anlamaya çalışıyoruz. Ama konu ‘giyim’e gelince, pek önemsediğimiz söylenemez. Bence, giyinme alışkanlıkları derin anlamlar taşıyor.

Ne gibi?
Kıyafetleriniz, aile yapınıza, kültürel etkileşimlerinize, üzerinizdeki akran ve çevre baskısına, finansal alışkanlıklarınıza ve vücut şeklinize dair çok şey söyler. Daha da önemlisi; kendinizi nasıl algıladığınızı ve ‘içeri’de gerçekte neler olup bittiğini… Aslına bakarsanız; duygularınız ve düşünceleriniz, gardırobunuzda tüm çıplaklığıyla yatar, sadece onları görmeniz gerekir.

Gardırobu açıp burun kıvırıyoruz. Neden seçimlerimden tatmin olmuyoruz?
Belirli stilleri ve parçaları sevebiliriz; önemli olan, onları en iyi biçimde bir araya getirebilmektir. Bazen bunu bilemeyebiliriz. Bu, gerçekçi bakış açısı. Psikolojik açıdan bakarsak; sevdiğimiz parçalara elimizin pek sık gitmediğini görürüz.

Neden?
Vücudumuzun hoşumuza gitmeyen kısımlarını saklayabileceğini düşünerek, aslında çok da hoşlanmadığımız giysileri alıyoruz. Ya da başkalarının bize yakıştıracağını düşündüklerimizi. Veya sırf beğendiğimiz bir ünlü giydi diye, gidip o kıyafeti satın alıyoruz.

Kim Angelina Jolie gibi olmak istemez! Hal böyleyken, kendi stilimizi nasıl bulacağız?
İşin içine ‘kendi’mizi kattığımız sürece, ünlülerin stilinden ilham almakta yanlış bir şey yok. Kıyafetlerimiz bütçemize, vücudumuza, yaşımıza, yaşam tarzımıza ve seçimlerimize uygun olmalı, bir başkasınınkine değil!

GÜVEN EKSİKLİĞİ VE DIŞ BASKILAR

Alışverişe çıktık. Bir mağaza dolusu güzel kıyafet bize göz kırpıyor. O doğru parçayı nasıl bulacağız?
Pozitif olarak! Yeni bir parçaya ihtiyacınız olabilir. Ya da belki sadece alışveriş yapmayı seviyorsunuzdur. Hangisi olursa olsun, alışveriş yaparken ilk şart pozitif düşünmek. Unutmayın; fazla alışveriş, can sıkıntısından ya da olumsuz düşünceleri yok etmek için duyduğunuz açlıktan kaynaklanıyor olabilir. Yani kişi, alışverişi, pozitif düşünceleri artırmanın bir yolu olarak kullanıyor olabilir. Alışverişi verimsizleştiren diğer unsurlar; güven eksikliği ve dış baskılar. Şöyle düşünün; sizin için ‘en iyi’ parça; üzerinizde olmasını sevdiğiniz, size harika hissettiren parçadır ve özünüzün parıldamasına izin verir! Bu hepimiz için farklıdır.

Sizin alışveriş yapma alışkanlıklarınız nasıl?
Genellikle, gardırobumdaki eksik-ikame edilmesi gereken parçaları tamamlamak için alışverişe çıkarım. Ya da yaratıcı dokunuşlar gerektiğinde. Kıyafetlerimin çoğu, klasik parçalar ve senelerdir giyiyorum. Duruma göre; bazen büyük bir kemer, bazen gösterişli bir kolye ya da trendy bir ayakkabıyla kombinliyorum.

“SİZ KIYAFETİ GİYİN, O SİZİ DEĞİL”

Giyim kuşam konusunda bir başka tartışılan konu; yaşa göre giyinme. Hissettiği yaşa uygun giyinen kişi, komik duruma düşebilme riskini almalı mı?
Bir kadın sağlıklı bir bakış açısı geliştirmeli. Yaşını saklamak yerine, onunla barışmalı. ‘Çok yaşlı’, ‘çok genç’ ya da ‘tam olduğu gibi’ görünebilir; önemli olan, o kıyafetin içinde kendisini nasıl hissettiği. İyi hissediyor mu? O halde, sorun yok.

Bir de ‘kıyafeti taşıma’ mevzusu var.
Unutmayın; kıyafeti giyen ‘siz’siniz, o sizi giymiyor! Sizinle yarışa girmiyor, kim olduğunuzu söylüyor,

Rüküş olma korkusu yüzünden genelde güvenli sularda yüzüyoruz: Siyah elbiseler, beyaz gömlekler… Klasik parçalar bizi kurtarırken, karakterimizi saklar mı?

Çok tercih edilmeyen parçaları seviyor ama giymeye çekiniyorsanız, ‘kendi’nizin bir bölümünü yerin altına gömüyorsunuz demektir. Dış giyiminiz size bir türlü “Tamam” dedirtmiyor mu? O halde, ne istiyorsanız, onu giyin. Harika giyinen insanlara bakın; büyük bölümü en acayip parçaları seçer. Ama bu işe yarar, çünkü kendilerini yansıtırlar.

Uygun fiyatlı ve küresel ağa sahip dev markalar ile tekdüze bir giyim anlayışı mı yerleşiyor?
Hayır. Biz, yaratım sürecinin parçasıyız. Tamamen aynı parçalardan oluşan bir gardırobu, iki ayrı insana verelim; emin olun, tamamen farklı kılıklara bürüneceklerdir. Çünkü giyinme denklemine ‘siz’ girersiniz.

DR. BAUMGARTNER ÜNLÜLERİN STİLLERİNİ ANALİZ ETTİ

Okan Bayülgen
Şovmen
“Okan’ın gardırobu basit, klasik parçalarla donatılmış; deri ceket, baskılı veya çizgili tişört, basic ceket ve kravat. Renk seçimleri siyah, beyaz ve gri. Neticede; bu, çok kolay elde edilebilir bir görüntü. Herkes bu parçaları bulup giyebilir. Ama bu, talk-show’unda konuklarıyla iletişim kurmak için kullandığı bir yol da olabilir. Kıyafetleri, kişiliğine bir şey eklemediği gibi bir şey eksiltmiyor da; sadece, yaratıcı gücüyle yapabileceklerinin üzerinde, boş bir tuval etkisi yarartıyor.”

Tarkan
Şarkıcı
“Tam bir pop star gibi görünüyor. Günlük ‘cool’ yaşam tarzının dışavurumu olarak, -müziğe ve çevreye yaklaşımı dâhil- yumuşak ve nötr renkli kumaşlar ve katmanlar (yelekler, şallar, tişörtler ve ceketler) kullanıyor. Yataktan kalkıp, dolabından bir şeyler çıkardığını ve şovuna gittiğini hayal edebiliyoruz. Bununla ilgili sıkıntı yok aslında, ama öbür taraftan, vücuduna yapışan kıyafetleri onun modaya karşı ilgisiz duruşunu yok ediyor.”

Ajda Pekkan
Şarkıcı
“Işıltı, işlemeler, jartiyer, fırfırlar, boncuklar… Daha fazla devam edeyim mi! Kıyafetleri, performansı gibi, karakterinin de parçası olmuş. Fark edilmeyi seviyor, diva konumunun verdiği güvene sahip ve bunu bizimle paylaşmaktan korkmuyor. Ondan daha yaşlı, vücutlarına güvenmeyen, yaşlarıyla barışık olmayan ve toplumun, güzellik ve seksapelitelerini görmezden geldiğini düşünen birçok kadınla çalışmış biri olarak, Ajda’nın canı ne isterse giydiğini görmek insana iyi geliyor!”

Bülent Ersoy
Şarkıcı
“Bizi, kim olduğumuzu saklamaya zorlayan bir dünyada, Bülent, tam tersini yapıyor. Sahne sanatlarından, cinsiyetini ifadesine ve gardırop seçimlerine, kişiliğini tam anlamıyla ortaya koyuyor. Bir kadın gibi hissederken, bir erkeğin vücuduna hapsolma hissini yaşamaktansa, dişiliğini, abartılı giysileri ve makyajıyla, tam anlamıyla yaşıyor.”

Hayrünnisa Gül
First lady
“First Lady olarak, vatandaşlarının ve özellikle kadınların ruhunu temsil etme anlamında çok önemli bir rolü var. Basit bir silueti olan, geleneksel ve muhafazakâr çizgilere sahip, tek renk kıyafetler giyiyor. Ama etki yaratmak için parlaklığı, dokumaları, işlemeleri ve keskin hatları olan yakaları kullanıyor. Tercih ettiği kumaşlardaki görkem, tarih boyunca yüksek statüyü simgelemek için kullanılagelmiştir. Böylece o da, dışarıdan bakan gözlere, ‘O, gerçekten de bir first lady’ mesajını gönderiyor.”

Ivana Sert
Sunucu, Tasarımcı
“Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla Ivana, kıyafetlerini vücudunu göstermek için kullanıyor. Ama giysileri; kesimler, püsküller ve pırıltılarla o kadar dolu ki, dikkatimiz dağılıyor; sonunda hiçbir şeyi algılayamıyoruz. Bu, iyileştirmeden ziyade, kişinin aleyhine işleyen bir stil örneği. Tercihlerine dengeyi katabilseydi, -bacağı gösterirken kolu kapatmak gibi- ya da daha yalın bir silüet üzerine ışıltı ve süs katsaydı, kıyafetin içinde ‘o’nu görebilirdik. Seçimlerine keskin hatlı unsurları dâhil ediyor; delikli örgüler, kesimler, büzgüler ve düğümler gibi… Bu da onun sanatsal ilgisini ve tasarım yaratıcılığını gösteriyor.”

Ümit Boyner
TÜSİAD başkanı
“Kendine neyin yakıştığını biliyor. Girip çıktığı ortamlara göre, fonksiyonel giyiniyor. Vücut orantısını ortaya koyan ve yaşını gösteren giysileri tercih ediyor. Erkek egemen sektörde çalışan bir kadın olarak, kıyafetleri erkek giyiminden esintiler taşıyor (suit ceketler ve blazer’lar) ama yine de esas olarak feminenliği ön planda (yumuşak renkler, kalem etekler, dar ve düz elbiseler). Washington’da âdetler, gelenekler ve muhafazakâr giyim kuralları hâkimdir ve bir Washington’lu olarak, Ümit’in stilini Georgetown’daki bir restoranda ya da bir devlet dairesinde karşıma çıkabileceklere çok benzer buluyorum.”

Özel not!
Dr. Baumgartner’a, Türkiye’nin stilleriyle konuşturan isimlerinin fotoğraflarını, haklarındaki kısa bilgi notlarıyla gönderdik ve TEMPO için yorumlamasını istedik. Bizi kırmadı, ancak şu notu düştü: “Müşterilerimle çalışırken, gardıroplarına hayatlarının akışı içinde bakıyor ve buna göre, ‘içsel’ olarak analiz ediyorum. Bu kez, sadece fotoğraflar ve notlardan yola çıkarak; genel bir değerlendirme yapıyorum.”

TÜYOLAR

Kıyafetlerinizi bir türlü atamıyorsanız…
Taşıdıkları manevi değerler nedeniyle geçmişe takılı kalmış olabilirsiniz. Makul olan; Sahip olduğunuz üç parçanın ikisinden kurtulmak. Eski, üzerinize olmayan ve demode olanlara öncelik verin.

Çok bol giysiler giyiyorsanız…
Büyük ihtimalle, vücudunuza başka bir gözle bakamıyorsunuz. Alışverişe, size karşı açık sözlü olabilecek ve dar kıyafetlerle arasında sorun olmayan bir arkadaşınızla çıkmanızda fayda olabilir.

Ortama uygun giyinmediğiniz söyleniyorsa…
Gece kulübüne gittiğiniz giysiyle, barbekü partisine gidiyor da olabilirsiniz. Nasıl bir imaj çizmek istediğinizi belirleyin ve bunun için, etrafınızdakilerin giyiminden ipuçları alın.

Marka takıntınız varsa…
Başkalarında iyi bir izlenim bırakmak için, zenginliğinizi sergilemeye gereksinim duyuyor olabilirsiniz. Boş bir tuval efekti yaratan giysiler giymeye çalışın ve şöyle düşünün: İnsanlar logolara değil, size değer veriyor.

DR. BAUMGARTNER KİMDİR? 

Klinik psikolog Dr. Jennifer Baumgartner, 34 yaşında. Potomac, Maryland’de yaşıyor. Modaya ilgisini, psikoloji kariyeriyle birleştirmiş ve ortaya ‘kıyafetin ruhu’nu analiz ettiği yeni bir alan çıkmış. İnsanlara gardıropları konusunda danışmanlık hizmeti veriyor, bir yandan da anksiyete, madde bağımlılığı ve yeme bozukluğu alanında uzman psikolog olarak çalışıyor. Klinik araştırmalarında ise, spor bağımlılığı, beslenme, çocukların ruh sağlığı ve yetişkin obezitesi üzerine yoğunlaşıyor. Moda dışında, tüm bu uzmanlık alanıyla da radyo, yazılı basın ve televizyonlarda boy gösteriyor. Nisan 2012’de yayımlanan stil rehberi ‘You Are What You Wear’ ile hem dış, hem iç görünümümüzün röntgenini çekiyor.

NOT: Bu yazı, kısaltılarak blog’a aktarılmıştır.

Reklamlar
Şununla etiketlendi: